Osmanlı Islahatlarının Başarısız Olma Nedenleri


Osmanlı Islahatlarının Başarısız Olma Nedenleri: Türk toplumunda değişim ihtiyacı Osmanlı Devleti’nin duraklama döneminden beri hissediliyordu. Devletin eski gücünü kaybetmeye başlaması ve savaşların sürekli yenilgilerle sonuçlanması başta askeri kurumlar olmak üzere yeni reformların yapılmasını zorunlu kılmıştı. Bu itibarla Osmanlı Devleti’nde çoğu zaman reformist padişah ve sadrazamlar öncülüğünde ıslahat hareketlerine başlanmıştır. Ancak bu dönem ıslahat hareketlerinden bir sonuç alınamamıştır. Zira bu ilk dönem ıslahatlarında kanun-u kadim anlayışı hakimdi.

Islahatlar halka yansımıyor ve gerçekçi sebeplere de dayanmıyordu. Geleneksel bakış açısı ile sorunların çözümünü Osmanlı devletinin güçlü olduğu dönemlerde arayanlar, akıp giden zaman içinde dünyadaki birçok şeyin değiştiğini fark edememişlerdi. Nitekim bu anlayış sebebiyle Osmanlı Devleti uzun yıllar Batı’da meydana gelen gelişmelere ilgisiz kalmış, Batıda olup bitenleri öğrendikleri zaman da çok geç kalmışlardır.

Batıda yeniçağ ile başlayan ve bir uygarlık projesi olarak uygulanan bu yenileşme hareketleri birbirini tamamlayan bir süreç içerisinde yaklaşık 300 senede tamamlanmıştır; Batı uygarlığ

diğer uygarlıklar gibi tarihsel süreçte büyük mücadelelerin sonucu ortaya çıkmıştır. Özellikle insanlık tarihine yeni açılımlar kazandıran bilim-teknik ve sosyal hayatın gelişimi bu uygarlığın sonuçlarından bazılarıdır. Elde edilen bu gelişmişlik düzeyi çok yönlü bir çabanın ürünüdür. Uygarlığın başlangıç noktası toplumun hayat felsefesi, sosyal geçmişi, değer yargıları, öncelikli tercihleri ile oluşur. Batı insanı maddecidir. Seküler (dünyevi) yaşam biçimi daima tercih edilmiştir.

Bu yüzden sosyal, hatta sınıfsal ayrışma çok belirgindir. İnsanlar servetlerine göre sınıflanır. Zaten yeniçağ başlarında başlayan yenileşme hareketleri de bu sınıfsal çatışmanın bir ürünüdür. Ortaçağ boyunca toplumda ezici üstünlüğü elinde bulunduran Asiller ve Rahipler, yeniçağ başlarında alt sınıftan burjuvaların rekabeti ile karşılaşmışlardı. Coğrafi keşiflerden ve canlanan ticaretten zenginleşen ve güçlenen bu zümre artık kendi üstündeki sınıflara kafa tutacak güce erişmiştir. Bu yüzden değişimin öncülüğünü bu sınıf yapmıştır. Batı dünyasındaki bu çok yönlü değişim yeni ve üstün bir medeniyetin doğuşunu sağlamıştır.

Osmanlı Devleti’nin batının üstünlüğünü kabul etmesinden itibaren gerçekleştirmeye çalıştığı ıslahatlar da daha çok taklit düzeyinde kalan ve hazır bilgi ve tekniği alıp, uygulayıp, sonuca ulaşmak amacıyla yapılan ıslahatlardı. Osmanlı Devleti’nin batılılaşma çabaları da aslında batının bilimsel ve teknolojik gelişimini anlamaktan çok uzaktı. Çünkü batıdaki bu gelişmeleri fark edebilecek düşünce birikimine sahip ilim adamları artık Osmanlı toplumunda yetişmez olmuştu. Bunun temel sebepleri eğitim sistemindeki bozulmada aranmalıdır; Osmanlı eğitim sistemindeki çöküntü toplumun genelini etkilerken bunun ağır sonuçları yavaş yavaş görülmeye başlanmıştır.

Bu durumun en açık yansıması Osmanlı toplumunu bir arada tutan temel dinamiklerin çözülmeye uğramasıdır. Bu da toplumu ayrıştırmaya, daha sonra da kargaşa ve karışıklığın doğmasına yol açmıştır. Dolayısıyla iyi eğitimden yoksun kalan bir toplumun ve bu toplumu geleceğe taşıyacak bir aydın sınıfın yaratılamamış olması dünyadaki değişimin anlaşılmasını zorlaştırmıştır. Bu noktada Batı dünyasındaki akıl merkezli bilim ve teknolojideki değişmeleri yeterince takip edemeyen, bu gelişmelerin dışında kalan, mevcut eğitim kurulularında bu değişimi yakalayıp uygulayamayan Osmanlı Devleti bir çöküşün eşiğine gelmiştir.

Kısaca ifade etmek gerekirse Osmanlı Devleti’nin Batı uygarlığının temel esaslarını anlamadan, doğrudan sonuçlarına ortak çıkmaya çalışarak yaptığı ıslahat hareketleri bir işe yaramadı.

- Okuma Sayısı: Bu yazı 277 defa okunmuştur.