Tarih: 19.05.2012 Saat: 16:30:13

 

 

ANASAYFA | YORUMLAR |Sen de Yaz| Sitene Ekle | Sık Kul Ekle | Anasayfa Yap | Site Haritası | İletişim | Reklam |

Atatürk Menüsü
  Atatürk İnkılapları
  Atatürk İlkeleri
  Atatürk Devrimleri
  Belirli Günler Haftalar
  Atatürk Anıları
  Atatürk Haberleri
  Atatürk ve Dış Politika
  Atatürk Dönemi Savaşları
  Ateşkes ve Antlaşmalar
  İnkılap Tarihi Arşivi
  Atatürk Kütüphanesi
  Atatürk Makaleleri
  İnkılap Kütüphanesi
  Atatürk Videoları
  Çanakkale Savaşları
  Videolu Atatürk Dersleri
  Atatürk Resimleri
  Atatürk Özel Dosyası
  Atatürk Posterleri
  Atatürk Şiirleri
  Atatürk Özdeyişleri
  Atatürk Söylevleri
 
 
 
Google Bot: 284
 
 
 
 
Atatürk Dersleri - Vid


 Birinci Dünya Savaşı ve Sonuçları - Ders Videosu
(6236  Kez İzlendi)

 
 

Bu site, ebediyen minnettar olduğumuz büyük kurtarıcımız ve büyük insan Atatürk'e onun ilke ve devrimlerine gönül vermiş yüreği gerçek Atatürk sevgisi ile dolu olan vatansever kimselerce hazırlanarak ülke insanımızın hizmetine sunulmuştur.

Atatürk'ün Türk Diline Verdiği Önem - Toplumları millet haline getiren en önemli unsur dildir. Dil, duygu ve düşünceyi insana aktaran bir vasıta olduğu gibi, insan topluluklarının bir yığın ve kitle olmaktan kurtaran, aralarında "duygu ve düşünce birliği" olan bir cemiyet yani 'millet' haline getiren en önemli kültürel değerdir. Ayrıca dil, kültürün temeli olduğu gibi taşıyıcısıdır da... Dili yok ettiğiniz takdirde milli ruh ve kültür diye bir şey kalmaz. Bu sebeple dili korumak, koruyucu tedbirler almak önemlidir.

Bizler Türk'üz ve dilimiz Türkçe'dir. Türkçe; dünyanın en eski, köklü ve en zengin iki dilinden biridir. Dil bilimcilere göre; kelime türetme yeteneği bakımından da dünyanın en güçlü dilidir. Her konuya ve duruma göre karşılık vermeye en müsait dil yine Türkçe'dir. Ayrıca Türkçe, yazıldığı gibi okunması özelliğiyle de gıpta edilen bir dildir. Türk dilinin bu güzelliğini ve gücünü bilen, Türk dili konusunda önemli çalışmalara imza atan en önemli kişi, hiç şüphe yoktur ki, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Büyük Önder Atatürk'tür. Atatürk, Türk dili konusunda; "Türk milletinin dili Türkçe'dir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yüceltmek için çalışır. Bir de Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlakının, an'anelerinin, hatıralarının, menfaatlerinin, kısacası bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde muhafaza olunduğunu görüyor. Türk dili Türk milletinin kalbidir, zihnidir." diyerek hem Türk diline verdiği önemi, duyduğu sevgiyi belirtmekle beraber, Türk dilinin büyüklüğünü ve Türk milleti için önemini ortaya koymuştur.

Atatürk, bir dil bilimci değildi. Ancak, dile sadece bir devlet adamı ya da siyasetçi gözüyle de bakmıyordu. O, dilin bir milleti meydana getiren unsurları bir arada tutan en önemli etken olduğunu biliyordu. 1931 yılında söylediği sözle bunu açıkça beyan etmişti. "Milletin çok açık niteliklerinden biri de dildir. Türk milletindenim diyen insan her şeyden önce ve kesinlikle Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, Türk toplumuna bağlı olduğunu iddia ederse buna inanmak doğru değildir." Ayrıca Atatürk'ün, dil konusundaki hassasiyeti eski tarihlere dayanmaktaydı. 1916 yılında okuduğu şiir kitaplarına dil konusunda notlar düşmesi bunun açık delilidir.

Atatürk, Türk kimliğini Türkçe ile tanımlıyordu. "TÜRK demek, TÜRKÇE demektir. NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE!" diyordu. Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı'ndan sonraki temel davası Türkçe'yi, dolayısıyla Türk kültür ve kimliğini yabancı boyunduruklardan kurtarma-koruma, bunun için de eğitimi her düzeyde Türkçe ile yapmak, halkın yabancı dille eğitime özenmesini önleyecek tedbirler almak olmuştur. Bu konuda da şunu söyleyecektir: "Kat'i olarak bilinmelidir ki, Türk milletinin dili ve milli benliği bütün hayatında hakim ve esas olacaktır." Atatürk ayrıca, Türk dilini geliştirerek ve yayarak, bütün Türk dünyasının lehçe farklılıkları giderilerek müşterek bir dil bağı ile birleşmesini, kısaca bütün Türk dünyasında bir kültür birliği meydana getirmek istiyordu. Bu sebeple; "Türkiye dışında kalmış Türkler için, ilkin kültür meseleleriyle ilgilenilmelidir. Nitekim biz Türklük davasını böyle müspet ölçüde ele almış bulunuyoruz. Büyük Türk tarihinde, Türk dilinin kaynaklarına, zengin lehçelerine, eski Türk eserlerine önem veriyoruz. Baykal Gölü ötesindeki Yakut Türkleri'nin dil ve kültürlerini bile ihmal etmiyoruz" diyerek Türk dünyasındaki dil ve tarih birliği çalışmalarına ne kadar önem verdiğini gösterir. Ayrıca 1933 yılında, Sovyetler idaresinde kardeşlerimiz olduğunu, bir dağılmanın olacağını, buna hazırlanmamız gerektiğini, bunun için köprüleri sağlam tutmamız gerektiğini söylemiş, kültürün, dilin, tarihin birer köprü olduğunu işaret etmiştir.

Gazi Mustafa Kemal, Şeyh Sait ayaklanmasının yarattığı bunalımı atlatır atlatmaz, önce 'Türk Dili Encümeni' kurdu. (Dil ve tarih üzerindeki çalışmalar, önceleri 'encümen' biçiminde başladı. Daha sonra bunlar 'Dil Kurumu' ve 'Tarih Kurumu' haline geldiler) Atatürk bir sözünde, "Milli his ile dil arasında bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin gelişmesinde başlıca müessirdir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil, şuurla işlensin. Ülkesini ve yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır" demişti. Bu sözünden yola çıkarak Türk Dili Encümeni'nin kuruluş gayesini anlamak mümkün.. Encümenin kuruluşu ile Atatürk, dildeki Arap kökenli sözcükler yerine, halkın içinde yaşayan Türkçe sözcüklerin yerleştirilmesi için bir ön çalışma yaptırıyordu. Her ilde, "Kelime Kolları" kurulmuştu. Öğretmenlerin öncülük ettiği bu kollar, evlerdeki yaşlı insanlarla ilişki kuruyorlar; onların kullandıkları sözcükleri, arapça karşılıkları varsa onları da ekleyerek, Ankara'ya "Dil Encümeni"ne gönderiyorlardı. Gazi Paşa, dili özüne çekmeye, elverdiğince yabancı sözcüklerden arındırmaya kararlı idi. Eğer bir Türk Dünyası yeniden kurulacaksa, onun dili Arap ve Fars dilinin egemenliğinden kurtulmalıydı.

Tarama kolları, önceleri çok başarılı çalışmalar yaptı. Fakat sonraları, bu kollarda çalışanların devlette itibar kazandığına dikkat edenler, halkın arasına girip sözcük derleyeceklerine 'uydurmayı' daha kolay buldular ve çalışmayı yıprattılar. "Dil Taramaları" göze girmenin, yükselmenin ilk basamağı gibi kullanılmaya başlandı.

O dönemde bilimadamlarınca 'Güneş Dil Teorisi' ortaya atılmıştı. Teori; bütün dillerin kökünün-aslının aynı olduğu iddiası üzerine kurulu idi. Kök ise; Türkçe idi. Teori, içeride ve dışarıda büyük heyecan uyandırdı. Meksikalılar, Atatürk'e Astekler'e ait bir kitap gönderdiler ve genç, idealist, çalışkan ilim adamlarınca çalışmalar derinleştirildi. Prof. Adile Ayda Etrüsklerin dili-tarihi üzerinde dururken, Hamit Koşay Baskların dilini inceledi. Lakin, Güneş Dil Teorisi'ni beğenenlerde oldu, aşırı bulanlar, yadırgayanlar da.. Atatürk'ün ölümünden sonra bu teori rafa kaldırılacaktır.

Mustafa Kemal Paşa'nın çevresinde okumuşlardan oluşmuş heyecanlı bir ortam vardı, lakin sayıca sınırlı ve bilgi açısından tam anlamıyla yeterli değildi. Ayrıca inanmış ve sağlam bilgi birikimi olanların sayısı çok azdı; onlar da devlet hizmetindeydiler. Ayrıca ATA, hedeflerini en yakınında olan insanlara bile açıkca ifade etmiyordu. Atatürk'ün bu denli dil ve tarih çalışmalarına gömülmesini anlayamayanlar, yadırgayanlar vardı. Lakin Gazi Paşa için, bazı şeylerin azlığı ya da yokluğu, o işin yapılması çalışmalarını durdurmadı, sonuçta durduramamıştır da..

Sovyetler Birliği, Mustafa Kemal Paşa'nın yoğun bir Türkolog trafiği yaratmasını, Orta Asya Tarihi üzerinde çalışmasını ve Türkçe'yi , Asya Türkleri'nin kullanabileceği biçime sokmasını dikkatle ve tedirginlikle izliyorlardı. Bu sebeble Sovyetler Birliği, bu ilişki ayaklarından birini yok etmek için yani Türkiye Cumhuriyeti ile yazışmaları engellemek için, kullanılan Arap harflerini yasaklamış, fakat Sovyetler Birliği yönetiminin milliyetçi davrandığını gizlemek, göstermemek için Kirl harfleri ile değil, Latin harfleri ile okuyup yazmayı kanunlaştırmıştı.

Oysa M. Kemal Paşa, "Türkiyat Enstitüsü" nü kurmuş, Sovyetler Birliği'ni Türk ve yabancı Türkologların yağmuruna tutmuş, öte yandan da Türkiye'de basılan kitap ve gazeteleri bu giden, gelenlerin aracılığı ve posta ile göndererek ortak kültür hazırlığına girişmişti. Ama Sovyetler Birliği'nin, Latin harfleri ile okuyup- yazmayı zorunlu hale koyması, bu köprüleri yıkıyordu. Oysa dilde birlik kurulmadıkça, birliktelikten nasıl bahsedilebilirdi.

İki yıl beklendi.. Durumda herhangi bir değişiklik olmayınca Atatürk, Türkiye'nin Latin harfleri ile okuyup yazması fikrini ortaya attı. Orta Asya Türkleri ile bağların kopmaması gerekiyordu. Büyük bir hızla 1928 Harf İnkılabı gerçekleştirildi. Böylece Türkiye, Latin harflerini benimsedi. Bu yeni gelişme, Sovyetler Birliği'nin gözünden kaçmamıştı. Aslında bekledikleri bir durumdu. Atatürk Türkiyesi, Azerbaycan ve Türkistan Türkleri ile dirsek temasını yitirmek niyetinde değildi. Ama Sovyetler Birliği de bu dirsek temasından kuşkulanıyordu.

Sovyetler Birliği'nde büyük bir gizlilik içinde, 1929 yılında "Bütün Sovyetler Birliği vatandaşları arasında yalnız Kiril harflerinin kullanılacağı" yasası çıkarıldı ve yeniden Türkiye'nin kurduğu köprüleri dinamitlediler. Artık Türkiye'nin "bu konuda" yapacak bir şeyi yoktu. Sovyetler Birliği'nin bu tür uygulamaları II. Dünya Savaşı yıllarında bile sürdü.

Atatürk, Türk dilinin yabancı kelimelerden arınmasını bilimsel kararlara bağlayacak "Türk Dili Kurultayı" çalışmalarını her şeyin üstünde tutuyordu. Dünyayı şaşkına çevirecek, 'Büyük Türk Devletleri Birliği' nin temel taşları, işte bu kurultay çalışmaları idi. Bilimsel terimlere bile Türkçe karşılıklar bulunmuştur. Atatürk bu konuda şöyle diyor: "Batı dillerinden hiçbirinden aşağı olmamak üzere, onlardaki kavramları anlatacak keskinliği, açıklığı haiz Türk bilim dili terimleri tespit edilecektir." Öyle de olmuştur; Atatürk bizzat kendisi bu dava uğruna çalışmış, bugün askerlikte olsun, matematikte olsun kullandığımız bir çok terimleri Türkçe'nin derinliklerinden çıkarıp bize armağan etmiştir. 1938'de vefatından az bir zaman önce, "Türlü bilimlere ait Türkçe terimler tespit edilmiş, bu surette dilimiz yabancı dillerin tesirinden kurtulma yolunda esaslı adımını atmıştır. Bu yıl okullarımızda tedrisatın Türkçe terimlerle yazılmış kitaplarla başlamış olmasını kültür hayatımız için mühim bir hadise olarak kaydetmek isterim." diyerek, bu konuda büyük bir ilerleme kaydedildiğini belirtmiştir.

26 Eylül 1933'de Atatürk'ün isteği ile bütün yurt sathında "Dil Bayramı" kutlanmıştır. Yalnız, Türk dilinin temizlenmesini değil, eş anlam sözcüklerle dilin zenginleştirilmesi de gözleniyordu. Atatürk'e göre, dilin kaynağı millet idi, araştırmalar da milletten beslenmeliydi.

Atatürk, hem dilin zenginleşmesine, eş anlam sözcüklerle sanat ve bilim dili olacak köklere kavuşmasına önem veriyor; hem bunları işleyip bilimsel yapıyı oluşturacak kuruluşları kazandırmaya çalışıyordu. İstanbul Üniversitesi'ne bağlı bir "Dil Okulu" açılması, halkevlerinde "Edebiyat ve Türk Dili Kolları" kurularak köylere kadar uzanan araştırma ve soruşturmalarla yeni sözcüklerin taranması, hep bu hedef doğrultusunda alınmış kararlar sonucu yapılmış çalışmalardır.

Atatürk, bu çalışmaları büyük bir ilgiyle takip ediyordu. Her sabah, Türkiyat Enstitüsü'nün günlük çalışma raporlarına gözatıyor, Sovyetler Birliği'nin Türk Dünyası ile ilgili haberlerini (varsa) inceleyip değerlendiriyordu. TBMM kararı ile yapılmasına başlanılan Dil ve Tarih-Coğrafya fakültesinin inşaat aşamalarını izliyordu.

Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi... Böyle bir kuruluş, öğretim dünyasında yoktu. Tarih ve coğrafya fakültesi vardı. Dil fakülteleri de vardı. Fakat, hem dil, hem tarih-coğrafyanın bir fakültede birleşmesinin tek örneği Ankara'da idi. Çünkü Atatürk, Asya'daki Türklerin hem tarihini, hem coğrafyasını, hem dilini çok iyi öğrenmiş bir neslin yetişmesini istemekteydi.

Bayar'ın başbakanlığı döneminde dil ve tarih çalışmaları aksamadan sürdü. Özellikle Atatürk, yoğun bir biçimde dil ve tarih üzerindeki bütün çalışmaları izliyordu. Kendisi bu tür çalışmalardan dolayı yorgun düşse de, çevresine bu yorgunluğunu belli etmemeye çalışıyordu.

2 Ağustos 1936 tarihinde üçüncü Dil Kurultayı'nı açtı. Yaptığı konuşmada: "Konuk dil bilginlerinin, Türk dil bilginleri ile birlikte çalışmalarından, dil bilimin şimdiye dek çözemediği bir çok güçlükleri aşacağına, bu çalışmaların bir çok gerçeklerin günışığına çıkmasını sağlayacağına güvenim tamdır" diyordu. Günlerce süren kurultayın en sağlam izleyicisi, Atatürk'tü.. Genel Kurul çalışmalarını izliyor, komisyonlardaki çalışmalara katılıyor, fikirlerini söylüyor. Hedefin yalnız Anadolu Türkleri'nin değil, bütün Türklerin ortak dilini yaratmak olduğunu durmadan tekrarlıyordu.

1936 yılının 19 Ekiminde Türk Dil Kurumu'na gitti ve uzmanlarla 6 saat süren bir çalışma yaptı. Bu, o kadar uzun ve sürekli çalışma idi ki, uzmanların takatı tükendi. Bunu görünce Atatürk: "Yorulduğunuz anlaşılıyor. Benim bazı işlerim olmasa, sizinle kalıp çalışmaları birlikte sürdürmek isterdim. Başka bir fırsatta, bu çalışmaları yine birlikte yaparız, demişti.

Hayatı elvermedi, bir daha buluşup, "Türk dilindeki yabancı sözcüklerin yerine Türkçelerinin konması çalışmalarına katılamadı.. Vefatından önce de Ankara'da iken son ziyaret ettiği yer ise, inşaat bitene kadar çalışmalarına 'Evkaf Apartımanı'nda başlayan Dil-Tarih-Coğrafya Fakültesi olmuştu. Çalışmalar hakkında bilgi almış, inşaat halinde olan fakülte binasını görmüş, yetkililerle görüşmüştü.

***
Atatürk; son nefesine kadar bilfiil milletin için, milletin geleceği için çalışmış, eşi benzeri olmayan büyük bir lider.. O'nu o kadar özlüyoruz ki, kelimelerle anlatmak mümkün değil.. Aslında bu yazının başlığı 'Bir Millete Adanan Ömür' olacaktı. Lakin, dil konusuna ve Atatürk'ün Türk dili konusundaki hassasiyetine ağırlık vermeyi düşündüğüm için bu başlığı kullanmadım. Bu yazıyı, küçük çaplı bu araştırmayı da dilimize yapılan saldırıların, horlamaların yoğunlaştığı bir dönemde bazı şeylerin daha iyi anlaşılmasını istediğim için toparladım. Keşke daha detaylı bir araştırma olsa idi, Atatürk için ne yapılsa az gelir.

Bir kere daha anladık ki; herkes Atatürk değil, herkes Atatürk olamıyor. Atatürk için hayati önem taşıyan değerlerin, çalışmaların Atatürk'ün ölümünden hemen sonra ismini bile anmak istemediğim kişiler tarafından durdurulmasını, hızla değiştirilmesini, Türk dili yerine-Türk tarihi yerine Latin dilinin-kültürünün okullarda genç beyinlere sunulmasını hiç bir zaman unutmayacağız.

Herkes Atatürk olamıyor!

Atatürk, Türk dil ve tarih konusundaki çalışmalarına hastalığına rağmen, ölüme meydan okurcasına, çevresini hayrete düşüren bir güçle devam etmişti. Yorgundu ama, çevresine hiç bir şekilde yorgunluğunu belli etmiyordu. Bir millet sevilirse eğer, işte böyle sevilmeli.. Atatürk, bu milleti çok seviyordu. Milletinin sevgisi gönlünde hayata gözlerini yumdu. Sevgisi karşılıksız değildi; milleti de bu şerefli evladını bağrına basmıştı.. Gözyaşları sel oldu o gidince ebediyete, ama eceldi işte..

Atatürk ölmedi, bütün zorluklara direnip yaşatacağız O'nu..

Salur Beğ / 30 Haziran 2004

Yararlanılan Kaynaklar:

* Bozdağ, İsmet; "Atatürk'ün Avrasya Devleti", Tekin Yayınevi, 2. Basım, 1999
* Karakoç, Ercan; "Atatürk'ün Dış Türkler Politikası", IQ Kültür-Sanat Yayıncılık, 2002-İst.
* Kafesoğlu, İbrahim Prof. Dr. ;"Türk Milli Kültürü", Boğaziçi Yayınları, 3. Baskı, İstanbul
* Kaplan, Mehmet; "Kültür ve Dil", Dergah yy., 7. Baskı, 1992-İst.
* Atatürk Kültür Merkezi, "Bilge Dergisi", yıl:1997, sayı:14

 
Okunma Sayısı: 3289 kez
Etiketler: Atatürk'ün Türk Diline Verdiği Önem, Dil, duygu ve düşünce, insana aktaran bir vasıta, millet haline getiren en önemli kültürel değer
 
 
 
En Son Eklenen Atatürk Makaleleri
 

Atatürk İlke ve İnkılaplarına Sahip Çıkmanın Önemi v...(508  Kez)
 

Atatürk'ün Türk Dili ile İlgili Düşünceleri...(1219  Kez)
 

Atatürk'ün Milletine Güveni - Atatürk'ün İnsan ve Mi...(847  Kez)
 

Dil Devrimi – Dil Devrimi’nin Önemi – Dil Devrimi il...(1067  Kez)
 

Kurtuluş Savaşı’nın Sanat ve Edebiyat Eserlerimize Y...(1016  Kez)
 

Atatürkçülüğün Sağladığı Faydalar - Yararlar...(886  Kez)
 

Kurtuluş Şavaşı’nın Sanat ve Edebiyat Eserlerimize Y...(1093  Kez)
 

Atatürk’ün Medya Basın ve İletişim ile İlgili Çalışm...(2782  Kez)
 

Atatürk’ün Türkülere Olan İlgisi ve Türkülere Verdiğ...(3101  Kez)
 

Atatürk’ün Türk Folkloruna ve Milli Kültürümüze Verd...(5174  Kez)
 

Atatürk’te Evrensellik Anlayışı – Atatürk ve Diğer D...(2194  Kez)
 

Atatürk Devrimlerinde Aklın ve Bilimin Yeri ve Önemi...(2287  Kez)
 

Cumhuriyetimizi Korumak Güçlendirmek ve Geliştirmek...(5816  Kez)
 

Atatürk İlke ve Devrimlerinin Dayandığı Temeller - M...(3635  Kez)
 

Atatürkçü Düşünce Sisteminin Dayandığı Maddeler...(2485  Kez)
 

Atatürkçülüğün Genel Nitelikleri – Atatürkçü Düşünce...(1792  Kez)
En Çok Okunan Atatürk Makaleleri
 

Türk Kadınının Kurtuluş Savaşına Katkıları...(142419  Kez)
 

Atatürk'ün Matematik Alanında Yaptığı Çalışmalar...(47789  Kez)
 

Atatürk'ün Spor ve Sporcuya Verdiği Önem...(38832  Kez)
 

Atatürk'ün Türk Kadınına Verdiği Önem...(32877  Kez)
 

Atatürk'ün Sanata ve Sanatçıya Verdiği Önem...(30405  Kez)
 

Atatürk'ün İleri Görüşlülüğü...(27031  Kez)
 

Atatürk'ün Gençlere ve Türk Gençliğine Verdiği Önem...(26935  Kez)
 

Atatürk ve İnsan Hakları ...(25840  Kez)
 

Atatürk'ün Askeri Kişiliği...(25789  Kez)
 

Atatürk’ün Çocuklara Verdiği Önem...(25229  Kez)
 

Atatürk’ün Fikir Hayatı...(23636  Kez)
 

Atatürkçü Düşünce Sistemiminin Oluşmasına Etki Eden ...(23479  Kez)
 

Atatürk İlkelerine Göre Atatürk'ün Kişilik Özellikle...(23053  Kez)
 

Atatürk’ün Tarım Alanında Getirdiği Yenilikler ve Bu...(16305  Kez)
 

Atatürk'ün Liderlik Özelliği...(15155  Kez)
 

Atatürk'ün Eğitime Verdiği Önem...(14357  Kez)
 
 

Siteyi Arkadaşına Tavsiye Et!

 

Sizler de Büyük Kurtarıcımız ve Büyük İnsan Atatürk ile ilgili yorumlarınızı bize gönderebilir veya sitemiz hakkında verdiğimiz hizmetlerin kalitesi hakkındaki görüşlerinizi bizlerle paylaşabilirsiniz.Yapacağınız yorumlar sitemizin "YORUMLAR" bölümünde toplu olarak yayınlanmaktadır.

 


<
Görüşlerini Paylaş!>

 

 
 
 



Rastgele Resim
Rastgele Video
Rastgele Poster
Seçtiklerimiz
 
Atatürk ve Kayıp Kıta: Mu...

Atatürk, Kayıp Kıta Mu’da ne Aradı?Bize öğretilen tarih bilimi yanılıyor mu? İ.Ö. 200.000 ile...Devamı için tıklayın /7599 Kez.

 
Atatürkçülük...

Atatürk'ün dünya görüşünün temelinde "muasır medeniyet" dediği Batı Medeniyeti ana fikri yatmaktadır...Devamı için tıklayın /2287 Kez.

 
Bin Yılların Lideri Mustafa Kemal ATATÜRK ...

İngiltere Başbakanı, D.Lloyd George; 1922 yılının sisli bir sabahında Avam Kamarasında, İngiliz Mill...Devamı için tıklayın /3891 Kez.

 
Son Osmanlı Meclis-i Mebusan’ın Açılması ve Misak-...

Bilindiği gibi Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra başlayan işgallerle birlikte İstanbul’da...Devamı için tıklayın /12159 Kez.

 
Atatürk İnkılaplarının Amaçları...

Türkiye’yi muâsır medeniyet seviyesinin üzerine çıkartmak,Modern Avrupa devletleri ile Türkiye’yi bü...Devamı için tıklayın /25185 Kez.

 
Üzülme Arkada Biz Varız!...

Atatürk, yurt sorunları ne kadar büyük olursa olsun asla yılgınlık göstermemiş, başaramama gibi bir ...Devamı için tıklayın /1236 Kez.

 

 | Site Map  | Map List | E-Posta | Tavsiye Et! | Sen de Yaz | RSS | Atatürk Bannerları | İçindekiler | Panel |

| Atatürk'ün Hayatı | Atatürk'ün Kişisel Özellikleri | Atatürk'ün Eserleri | Atatürk'ün Ailesi | Atatürk'ün Okul Hayatı |
 | Atatürk İçin Ne Dediler | Atatürk'ün Soy Ağacı | Atatürk'ün Yazdığı Şiirler | Atatürk'ün Kurduğu Kurumlar | Atatürk Kronolojisi |
 | Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hk. Kanun | Atatürk'ün Silah Arkadaşları |

www.ataturkinkilaplari.com - En Kapsamlı Atatürk Sitesi

Copyright © 2007 - 2012 albatrosmmx